Beni oku!
Şu sıralar Emile Zola - Meyhane kitabını okumaktayım. Kitabı bitirmeden hakkında bir şey söylemek istemesem de fakir edebiyanının her zaman yazarların baş tacı olduğunu, fakirlik edebiyatlarının ise iç karartıcı ve bir o kadar da gerçeklerle dolu olduğunu söylemek isterdim. Aha... Söyledim mi ne? Çok espiritüel olduğumu düşünecek kadar budala değilim.
Meyhane'yi okurken gözüm sürekli Platon'un Devlet kitabına takılıyor; ameliyattan hemen sonra kız kardeşimden benim için okumasını isteyerek dinlemiş oldum. Sonra biraz da ben okudum; rastgele açtım bi sayfayı, sonra bir başka rastgele sayfayı okudum. Güzel, kitap. Artık her sabah cilve yapaıyor, ben de daha iyi görülebilmesi için onu diğer kitapların önüne koydum; şimdi ön kapağı ile ateşli şekilde bakıyor.
Az kaldı, elimdekini tüketince, ona gideceğim, bana kavuşacak. İkisini bir arada mı idare etseydim? Oh, hayır! Emile Zola ile ilk ve kısa birlikteliğime saygım var, sevgimin olup olmaması beni ilgilendirir. Ama unutmuş da değilim, belki bir sonraki yazımda kendisinden bahsederim; Jervez'den, Latinya'dan, Kupo'dan.
